cahil de ermiş de bazı şeylere kayıtsız ancak ermiş neye neden kayıtsız olduğunun farkında. çok da fark yok aslında.
Eski not defterime şöyle bir şeyler yazmışım:
…
İçine akıttığın gözyaşların
İnci olur.
Kolye yaparsın…
Sonra satarsın.
Üretimden gelen gücünle
Hava atarsın.
Okan Bayulgen - Sigara Tartışması (Yeditepe Üniversitesi Söyleşisi)
bu karaktersiz adamı oldum olası sevmedim
Okan Bayülgen’in anlamsız şekilde popülist olduğunu neyse ki önceden algılayabilmişim ve “mal” dediğim için çok sevdiğim ekşi sözlükten atılmışsım. Şimdi içim bilas daha rahat…
Sene 2003, Niğde. Ayyüzlümle daha yeni tanışma, ayartma safhalarındayım. Gözüne girebilmek için taklalar atıyorum. Öyle böyle değil. Niğde’yi biraz tanımlayayım. Gece 10’da bütün marketler kapanır, 11:30’da şehir içinde içki satan her yer kapanır. Saat gece 02:00. Önden bakılınca amerikan traşı gibi görünen ancak arkadan ense kahkülü olan motorcu gençler ve biz (geleceğin ışığı üniversite gençliği) içki almak için şehrin 2 km (kilometre) dışında bulunan ve gençlerin alkol ihtiyacını karşılamak için vardıyalı işçi çalıştıran 24 saat açık Şel’e yürümek zorundayız. Neyse ki mantıklı karar verme yetisi benim gibi kaybolmuş bir arkadaşım benimle yürüyor. Muhabbetler ediyoruz. Durumumu anlatıyorum. Bana ‘bence şimdi ara konuş, ne kaybedersin ki’ gibi laflar ediyor. Kar dizimizde ama içimdeki heyecan ve alkolün etkisiyle hiçbir şey hissetmiyorum. O gazla telefona sarılıp arıyorum ayyüzlümü. Niğde gecelerinde nasıl cesurca “Bana kimse bir şey yapamaz” diyerek yürüdüğümüzü anlatırken yanımızdan bir devriye arabası geçiyor ve ben bira şişesini hemen yeni aldığım kemik rengi gocuğumun cebine saklıyorum. Alkol aldığım zaman benim coşkum yamandır. Bazen her şeyi yapabilecekmişim gibi bir hisse kapılırım. Şimdiye kadar ağzım burnum kırılmadıysa Özel Tanrım yüzündendir. Bir anlık g.t atmasından sonra devriye geçiyor ve telefonda şakımaya devam ediyorum. Sanki benim çok kolay gaza gelen yapımı bilmiş gibi ayyüzlüm de bana “Bize şarap getirsene” diyor. Elimdeki çılgın çocuk olma fırsatını kaybetmemek için ”hay hay” diyorum hemen. Niğde merkez yurdu yaman bir yerdir. Kızlar yurduna gündüz bile erkek olarak yaklaşmak pek hoş karşılanmaz. Görünmez sınırlar vardır. Havuzun ötesine erkek üstün bir popülasyonla geçilmez. Yurda geliyoruz. Yeni aldığım kemik rengi gocuğumun zaten karla biraz kirlendiğinden bahsederken yurdun arka tellerine bir şempanze gibi atlıyorum. Sanki bu günün geleceğini bilmişler gibi tellere katran dökmüşler. Kemik rengi gocuğum adeta bir Şitland’a dönüşüyor. Başarıya giden her yol mübah diyerek, biraz da alkolün etkisiyle, “siktir et olacağı varmış” diyorum. Etrafı kolaçan ettikten sonra kızlar bloğuna doğru elimde şarap ve cipslerle dolu siyah foşetle yürüyorum. O anda ne hürriyet, ne karım, toprak ay ve ben bahtiyarım. Kötü bir şey düşünmüyorum, faydası olmadığı için düşünmek de istemiyorum. Neyse ki her şey yolunda gidiyor, camdan poşeti veriyor ve hızlı adımlarla binadan uzaklaşıyorum, kapıdan (normal kapıdan) çıkarken güvenliklerin uyuduğunu görüyor ve rahatlamış şekilde yoluma devam ediyorum. Ondan sonra gelsin jestler, gelsin puanlar. Hayat coşkumun ilk defa işe yaradığını hissederek mutlu bir şekilde Şel’e tekrar bira almak için yürüyoruz.
8 sene sonra:
Ayyüzlümle aynı hayatı paylaşırken çok sevdiğim bir arkadaşım ile sohbet etmeden önce bir şarap açıyorum. Uzakta (Amerika’da (U.S.A)) olduğu için skype’de görüşürken şarabım bitiyor ve bira almaya yelteniyorum. Saat biraz geç, ama hararetle hasret gideren iki kafadar için değil. Tam çıkarken ayyüzlüme “Bir şey ister misin?” diyorum. “Bir şişe şarap içmedin mi zaten?” diyor. “Konuşma hararetli bira alacağım” diyorum. Bir Amerikan edasıyla, “Cehenneme git” diyor.
Bitch Please
“Bu animasyonu hazırlarken resmen bilgisayar ile güreştim, defalarca takıldı, çok uğraştım.” diyor Atilla Abi.
Yeni bir yazılım şirketi kurma aferesindeyim ancak ne yaratıcı bir şirket ismi bulabildim ne de yanına yaklaşabildim.
Sağolsun Ege, Fahir, Oktay ve Modern Sabahlar dinleyicileri ellerinden gelenleri yaptılar ancak yine de ortaya elle tutulur bir şey çıkmadı.
Dünyayı değiştirmeyi amaç edinmiş bir yazılım şirketinin kurucusunun bulduğu birkaç yaratıcı isimlerden bir kaçı:
Bunlar da öneriler:
Eğer bu şirket bir gün herkesin duyabileceği bir seviyeye gelirse bu yazıyı ne bileyim hurriyet’e falan verirsiniz…
Yeni bir yazılım şirketi kurma aferesindeyim ancak ne yaratıcı bir şirket ismi bulabildim ne de yanına yaklaşabildim.
Sağolsun Ege, Fahir, Oktay ve Modern Sabahlar dinleyicileri ellerinden gelenleri yaptılar ancak yine de ortaya elle tutulur bir şey çıkmadı.
Dünyayı değiştirmeyi amaç edinmiş bir yazılım şirketinin kurucusunun bulduğu birkaç yaratıcı isimlerden bir kaçı:
Bunlar da öneriler:
Eğer bu şirket bir gün herkesin duyabileceği bir seviyeye gelirse bu yazıyı ne bileyim hurriyet’e falan verirsiniz…